
Muhammed Mehdi AKİF |
|
Etrafındaki çağdaş dünyaya göz gezdiren her aklı selim kişi karşısında bu ümmeti kuşatan musibeti görür. Bir tarafta çocukları öldüren, kutsallara saygısızlık eden ve kaynakları yağmalayan gaspçı işgalci diğer tarafta hakimiyetini sağlamlaştırmak için bu ümmetin potansiyelini ve kaynaklarını kullanan –bu kaynakları vatanın istikrarı ve güvenliği ya da vatandaşlarının saygınlığı için kullanması gerekirken çoğu zaman kendi hayatları için kullanırlar- zalim, diktatör yönetici…
Pakistan, Afganistan, Irak, Filistin, Lübnan, Mısır ve bu ümmetin hem düşman hem de kendi evlatları tarafından belaya duçar edilmiş diğer ülkeleri farklı çerçeveler içinde sunulan tek bir resimden ibarettir aslında.
Afganistan, Irak ve Filistin’de gaspçı işgalci var. Bu işgalci, arkasında onun projesine destek veren ve ittifak eden ya da şeytanın avukatlığı rolünü oynayan veyahut şeytanın ta kendisi olan –ama dilsiz şeytan- Batı’nın durduğu ABD-İsrail ittifakının taraflarından biridir.
İslam ve Arap dünyasının diğer ülkelerinde ise –rabbimin merhamet ettikleri hariç- madalyonun öbür yüzündeki saldırgan, despot bozguncu hüküm sürmektedir. Ülkelerimizdeki bu hakim sınıfın halklarına karşı zulüm ve düşmanlığı son raddesine varmıştır. Kaynakları ve servetleri sefasını süren küçük bir grubun adına yağmalayan bozguncu rejimlerden tutun “insan hakları asrında” sömürgeciden daha kötü ve çirkin bir şekilde uçaklarla halkını vuran, tanklarla cesetleri çiğneyen, onları evsiz bırakan rejimlere kadar türlü türlü rejimle karşı karşıyayız.
Kardeşlerim! Hiçbir şekilde madalyonun bu iki yüzünü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Bunun nedeni ise zulüm ve zararın bir olması değil zalim yönetimle baskıcı sömürge arasında kutsal olmayan bir ittifakın olmasıdır. İki tarafın da gündemi bir noktada birleşmiş ve bu durum Siyonist-Amerikan projesiyle bu ümmetin evlatlarının göğsüne çöreklenen fesat ve istibdat projesi arasındaki kara ortaklık çeşitlerinden birini kurmayı gerekli kılmıştır.
Bu nedenle şerefli ve ihlaslı insanlar baskı, tutuklama, malların müsadere edilmesi ve tıpkı yemen, Pakistan ve Afganistan’da olduğu gibi ister sömürgeci güçler ister vatanı ve vatandaşları koruması gereken ulusal güçler tarafından olsun öldürmeyle hedef alınmaktadır. Batı’nın Müslümanlara boyun eğdirmede ısrar etmesi uluslar arası müstekbir güçlerle içerdeki istibdat güçleri arasındaki tek hedefe dönüşmüştür.
Kara Tablo
Halihazırdaki tablo, bir zamanlar en azametli millet ve insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan bizlerin şuan geldiği noktaya üzüntü duymaya değil öfkeye de sebep oluyor. Bu, halkımızın hakkı ve servetlerine karşı işlenen suçlara ve bazılarının bize sadece musibet ve feryadı figan getiren politikalara devam etmede ısrar etmesine karşı duyulan öfkedir. Filistin dosyasında olanları örnek verelim. Bazılarının hâlâ İsrail ve ABD’nin Ortadoğu’da barış süreci olarak adlandırılan hayali iddialarında ciddi olduklarını zannetmesi dehşet verici bir şey!!
Daha korkunç ve sinir bozucu durum ise, Amerika ve İsrail’in her gün Filistin’deki haklarımız karşısında besledikleri kötü niyetlerden şüphe etmeye mahal vermeyen pozisyonlarını ilan etmelerine rağmen Müslüman ve Arapların bunu tasdik etmeleridir.
Şuan ki Amerikan idaresi “düşmanla müzakere etme seçeneğine razı olmuş” Filistin tarafına sadece söz verme temeli üzerine kurulu bir politika benimsiyor. Gaspçı İsrail ise bugün dünyadaki en büyük devletten fiil ve politikalarında destek görüyor.
Bu konum ve politikaların sonuncusu ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un bölgeye yaptığı son uğursuz ziyarette Amerikan idaresinin daha önce işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimler konusunda vurguladığı her şeyi reddeden konumuydu. Clinton hiç utanmadan barış müzakereleri için kendisinin koyduğu yerleşimi durdurma şartından vazgeçtiğini açıkladı.
Amerika Dışişleri Bakanının arsızlığı gaspçı, terörist ve suçlu İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun konumunu tam olarak benimsediğini söylediğinde had safhaya vardı. Clinton Netanyahu’nun tarihi açıdan Filistin yönetimiyle görüşmelerin başlaması için yerleşimin durdurulması şartının getirilmesini reddeden konumunda haklı olduğunu söyledi.
Obama’nın yönetimi devralmasından bu yana Filistin davasının gerilediğini söylemek sanırım abartı olmaz. Rakamlar ve gerçekler mevcut Amerikan idaresinin Filistinliler için daha kötü olduğunu doğruluyor. Bu dönemde Kudüs tarihindeki en büyük Filistin göçü yaşandı. Hatta Filistin devletiyle alakalı zayıf vaatlere karşı takınılan tavırlarda bile gerileme oldu.
Ama bu kötü durumda bile -Allah’ın evrensel kanunlarından bir kanun olarak- bu karanlık ortamda aydınlık bir taraf var. Olaylar Amerika üzerine bahse giren bazı kişilerin başarısız bir bahse girdiğini fiilen gösterdi. Herhangi bir Filistinli taraf bu yöntem üzere devam etse –kısır müzakere yöntemi- sadece kendi konumunu ortaya çıkarmış olacak. Yani ajan, bağımlı ya da halkının ve onun kutsal davasının ötesinde kendi şahsi menfaatlerini gerçekleştirmekten başka bir şey istemeyen despot diktatör olduğu bilinecek.
Şehadet ve Fedakarlık Tarihi
Ey Müslümanlar! Biz içinde bulunduğumuz duruma daha geniş açıdan bakmazsak kendimizi şu aşamada öncelikleri belirleme durumunda bulacağız. Meydana gelen gelişmeler direniş ile din, ilke ve değerler uğrunda savaşmanın hala tek ve uygulanabilir yol olduğunu göstermiştir.
Ey kardeşler! Burada söylediğimiz şey yeni değildir, bir buluş da değildir. Bu ümmet tarih boyunca iman ettiği değerler ve dini uğrunda feda olma kudretini göstermiştir. Defalarca karşılaştığı engeller ve verdiği fedakarlıklar ne olursa olsun farklı sömürge ve istibdat şekillerine karşı hürriyetini kazanabileceğini kanıtlamıştır.
Tel el-Kebir, Kafr el-Devvar, şerefli Ezher’den Filistin’in bekçileri, Kudüs’ün vekilleri, Cezayir ile onun –bir milyondan fazla şehit verilen- mübarek özgürlük devrimi, istibdat ve sömürgeyi dışarı döken Irak ve devrimi ve İngiliz ordusunu çekilmeye mecbur eden Mısır direnişine kadar olan hareketlere baktığımızda çağırdığımız, ispat etmeye çalıştığımız şeyin yeni ya da şartların getirisi olmadığını aksine Müslümanın inancının özelliği olduğunu görüyoruz. Müslüman aşağılanmaya razı olmaz. {Gevşemeyin, üzülmeyin. En üstün olanlar sizlersiniz eğer iman ediyorsanız} Ali İmran/139
Müslümanın bir diğer özelliği izzet ve onurlu yaşamaktır. Ölmek, sömürge boyunduruğu altında ya da yolsuzluk ve istibdat pençelerinin arasında zillet içinde yaşamaktan daha şerefli ve daha kolaydır. Yine gerçek Müslüman zulme razı olmaz, adaleti ve özgür olmayı emreder.
Allah özgürlüğü insan fıtratının özü kılmıştır. {Yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha çok hidayete ermiştir yoksa dosdoğru yolda dümdüz yürüyen mi} Mülk/22 {Allah şu iki adamı mesel vermiştir: Bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine de yüktür. Onu nereye gönderirse hayır getirmez. Bu adamla adaleti emredip dosdoğru yolda yürüyen bir olur mu}Nahl/76
Sadece Arap ve Müslümanların değil bütün insanlık tarihinde dinleri, değerleri ve vatanları uğrunda savaşanlar daima halkların belleklerinde olmuşlardır. Kitap sayfalarında, cadde ve meydanlara verilen adlarda bunun hâlâ böyle olduğu görülmektedir.
Hürriyetimizi ve saygınlığımızı ancak gerçek barışçı bir mücadeleyle kazanabiliriz. Bu mücadelenin, ıslah yolunda giden herkesin gücünden, çabası ve hürriyetinden ödediği bir bedeli vardır. Hürlerin işgalciye karşı verdikleri mücadele müstebit bozguncuya karşı verdikleri mücadeleden hiçbir zaman ayrılmayacak.
Milletimiz bize taze kan gerektiğini bilsin.
Sömürge ve istibdat sisteminin yok etmeye çalıştığı topraklarda ümidi ekecek;
Parçalanmışlık, ayrılık ve soygunlar nedeniyle ümmeti saran bozgun yeme ve kırılma haline karşı durmada izzet yelkenlerini açacak…
Hazırlık yapabilecek bir ruh gerekli bize:
İşgalci düşmana karşı onu caydıracak, karşılık verecek bir hazırlık.
Bozguncu despotu ise düştüğü çukurdan çıkaracak, onu hesaba çekecek ve vatandaşları hapsetmeye çalışmaktan onu alıkoyacak bir hazırlık. Bizim bu hazırlığımızda ne bir günah ne de düşmanlık vardır. Çünkü vatanların her türlü bozgunculuktan kurtarılması ancak barışçı mücadeleyle olur. İhvan bunu içinde bulunduğumuz durumun ıslah edilmesi ve ihmalin gömdüğü enerjiyi açığa çıkarmanın tek yolu olarak görüyor. Direniş yolunda giden kişi hiçbir zaman mutsuz olmayacaktır. Çünkü her miladın bir doğum sancısı vardır. Ama bu sancılar ümmetin acılarını yok edecektir.
İşgalciye karşı direnirken şehit olmak yahut despot ve bozguncuyu ülkemizden sürerken sınanmak ne büyük şeref! {İman edenler, hicret edenler ve barındırıp yardım edenler, işte hakkıyla mümin olanlar bunlardır. Onlara bir bağışlanma ve cömert bir rızık vardır}Enfal/74
Allah’ım bu ümmete her şerefli, salih, mücahit, direnişçi ve özgürü aziz edecek, her işgalci, despot, bozguncu, hırsız ve esir alıcıyı zelil edecek bir rüşt bağışla.
* İhvan-ı Müslimin Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif'in 05 Kasım 2009 tarihinde yayınladığı bu risalesi, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edildi. |